Kültür Mitlerini Başarıyla Harmanlayan Seri, Shamanking

1998 yılında manga serisiyle hayatımıza giren ve anime serüvenini de remake çalışmasıyla 2022 yılında tamamlayan Shamanking gerek konusu gerekse sıradışı karakterleriyle çoğu animesever için güzel bir iz bıraktı. Başarısı ve hikayesi hakkında elbette uzun uzun konuşulabilir ama benim asıl bahsetmek istediğim serinin pek çok kültüre ait mitleri nasıl kendi bünyesine katabildiğiyle ilgili… Yaratıcısı Hiroyuki Takei’nin mitoloji, edebiyat, kültürel anlamda nasıl beslendiğini ve bunları karakterlerin hikayeleriyle de ne kadar başarıyla adapte ettiğini görebilmek ben de hem şaşkınlık hem de serinin yaratıcısına karşı hayranlık uyandırdı. Seriye baktıkça detayların içinde kaybolmamak mümkün değil ama elimden geldiğince tespit ettiğim yaşadığımız dünyayla ilgili benzerlikleri paylaşmaya gayret edeceğim.

 

Great Of The Spirits ( Ruhlar Kralı ya da Kadim Ruh)

Son bölümlere kadar Kadim Ruh, seride şaman savaşının galibiyle birleşecek ve birleştiği kişiye muazzam bir güç sağlayacak bir varlık olarak tasvir edildi. Öyle ki ruhların kralıyla birleşmek aynı zamanda evrenle bütünleşmek demekti. Seriye göre tüm ruhlar kadim ruhtan doğar ve kadim ruha geri döner ve en nihayetinde hepimizin toplanacağı yer de yine onun kendisidir.  Bu düşünce pek çok mitolojide yer bulsa da serinin beslendiği asıl nokta kızılderili mitolojisinde yer alan “Ulu Manitu” kavramıdır.

Amerika’nın kadim uygarlığına ait bu inanç sisteminde “Manitu” gözle görülmeyen gizemli bir güç kaynağıdır ve şamanlar onun aracılığıyla insanlara yardım edip eski atalarıyla bütünleşebilirler. Eğer kelimenin önüne “Ulu” kelimesini getirdiğimizde bu kavram, evrende dengeyi kuran, yaratılışı canlandıran ve her şeyin tek bir merkezde toplandığı Ulu Ruh kavramına dönüşür. Bu detaya baktığımız zaman seride geçen Ruhlar Kralı’nın kızılderili mitinden esinlendiğini görmemiz çok da zor olmayacaktır.

Bir Döngü Olarak Manitu

“Her ruh onun bir parçasıdır, ondan doğar ve ona geri döner”

Tabii ki kızılderili etkisini sadece Ruhlar Kralı’nda görmüyoruz gelelim diğer detaylara…

 

Patch Kabilesi

Şaman kral turnuvasının 2. bölümü Amerika’da yapılmış ve yine organizasyona ait her şey Patch kabilesi görevlileri tarafından ayarlanıyordu, aynı zamanda katılımcıların hayatları da yine aynı görevliler tarafından korunmaktaydı. Görünüşleri, giyim tarzları ve ruhlar dünyasına gösterdikleri derin saygıyı da hesaba katarsak Patch kabilesinin kızılderililerden esinlenmeleri ve turnuva boyunca denge unsurları olmaları yine dikkat çekici bir başka detay olarak gözümüze çarpmaktaydı. Patch görevlileri aynı zamanda seride ruh enerjisi anlamına gelen “Furyoku” kullanımı konusunda ustalardı ve ilk elemelerde bu yeteneğe vakıf olan ve şamanları özenle seçiyordu. Şaman turnuvasına katılmayı hak eden bir şaman önce furyoku konusunda potansiyel vaat etmeliydi.

Dünyada nasıl bir değişim olursa olsun günümüzde kültürlerini yaşatmaya çalışan kızılderililer, serideki Ruhlar Kralı ile doğanın dengesini koruyan Patch görevlileri arasındaki benzerliği görmek belki de en keyifli detaylardan biriydi.

Gelelim serinin beslendiği diğer mitlere….

 

XLaws ve Demir Bakire (İron Maiden) Jeanne

Serideki kötü ana karakter Hao Asakura’yı durdurmak için örgütlenen şaman topluluklarından biri de Demir Bakire Jeanne komutu altında toplanan Xlaws üyeleriydi. Bir tabutun içinde yaşayan ve çok büyük bir güce sahip olan Jeanne’nin koruyuculuğunu üstlenen her bir X Laws üyesi bir melek ruhuyla görevlendirilmişti. Michael, Zelel, Raphael, Uriel, Sariel, Gabriel, Remiel, Metatron adındaki bu ruhlar aynı zamanda semavi dinlerde adı geçen yüce meleklere atıfta bulunarak seride yer bulmuşlardır.

X-Laws Melekleri

Örgütün lideri Jeanne’nin koruyucu ruhu Shamash ise Babil ve Asur kültüründe geçen Şamaş’tan esinlenmiştir. Samaş aynı zamanda bir güneş tanrısıdır ve arapçada güneş kelimesine karşılık gelen Şems kelimesinin kökeni de yine bu tanrıya dayanmaktadır.

Sümercede Utu olarak da geçen bu tanrı aynı zamanda medeniyetin en eski yasalarından olan Hammurabi Kanunları’nın da koruyucu tanrısıydı. Temelinde kısasa kısas felsefesini ele alan yani birine zarar verildiğinde zararı verenin de aynı şiddette cezalandırıldığı Hammurabi Kanunları’nda hedef mutlak adaletti ve suçlunun suça eş değer bir ceza görmesi hedefleniyordu.

Bu sebepten ötürü Shamash seri boyunca katı bir adalet motivasyonuna sahip Jeanne ve X -Laws için oldukça uygun bir semboldü. Mağdurların hayatlarını mahveden Hao Asakura’yı durdurmak için gerekirse en katı eylemlerden çekinmeyen bu topluluk tıpkı kısasa kısas anlayışıyla hareket ediyordu. Shamash aynı zamanda bir tanrı olduğundan koruyuculuğunu yaptığı Jeanne’e ölen birini hayata geri döndürmek gibi büyük bir güç bile bahşetmişti.

Babilin Koruyucu Tanrısı Şamaş

Serideki Shamash

X-Laws lideri Demir Bakire Jeanne için dikkat çekici bir başka detay da içinde yaşadığı ve kendisine güç veren tabuttu. Jeanne’nin adalet uğruna çektiği çileyi temsil eden bu tabut kendisiyle aynı adı taşıyan bir Ortaçağ işkence aletinden esinlenmiştir. Demir Bakire, suçluları cezalandırmak için kilise tarafından kullanılan demirden ve içine bir insanın sığabileceği büyüklükte yapılmış, kapağında sivri çiviler bulunan bir çeşit kutuydu. Böyle bir cezayla karşı karşıya kalan kişinin hayatta kalabilmesi elbette mümkün değildi. Ne var ki bu aletin geçmişte ne kadar kullanılmış olduğu ya da sadece korku unsurundan ibaret olup olmadığı bugün bile tartışma konusundur, çünkü yapılan araştırmalarda sadece bir adet örneği bulunabilmiştir.

Demir Bakire Jeann

Demir Bakire

 

Johann Faust VIII

Şaman Kral Turnuvası’na sevdiği kadını diriltebilmek için katılan 8. Faust, ölü bedenleri ruh gücüyle kontrol eden bir büyücüydü. Sevdiği kadını çok genç yaşta kaybeden ve kaybının acısının verdiği ızdırapla yıkılan Faust aslında çok başarılı bir doktordu. Hayatının aşkı olarak gördüğü Eliza bir gün çalıştığı klinikte saldırıya uğramış ve Faust’un tüm müdahalelerine rağmen hayatını kaybetmişti. Eliza’nın ölümünden sonra çaresiz kalan Faust bir gün atasının sesini duyar ve aile arşivlerinden onun sırlarını öğrenir. Atası Faust’un bilgilerinin yardımıyla ve ruh gücünü keşfeder, en azından sevdiği kadının iskeletini canlandırmayı başarabilir ve böylece turnuvaya katılmaya hak kazanır.

Faust atası olarak kabul ettiği karakter aslında ünlü alman yazar, doğa bilimci ve sanatçı Goethe’nin yaratmış olduğu Faust eserinde yer alan kurgusal bir karakterdir. Goethe’nin 18 yaşında kaleme aldığı ve tüm hayatı boyunca üstünde çalıştığı Faust ancak ölümünden bir yıl önce 82 yaşında tamamlanabilmiştir. Esere göre ana karakter felsefe, doğa bilimleri, ilahiyat ve tıp üzerine çalışmalar yapmış başarılı bir bilim adamıydı. Hayatını bilim uğruna tükettiğini ve bu yüzden dünyevi zevklerden mahrum kaldığını düşünen Faust, günlerini kendi içinde mücadele vererek geçirirken, bir gün kendisini yolda çıkaracağına dair tanrıyla bahse tutuşan Mephistofeles ile yani şeytanla karşılaşır. Kendini içinde bulunduğu açmazdan kurtarmak pahasına şeytanla bile anlaşmaya razı olan Faust, Mephistofeles tarafından gençleştirilir ve kendi buhranına çözüm aramak umuduyla maceraya atılır. Hikaye boyunca pek çok hazzı tadan ve hatta bu uğurda çeşitli günahlara bulaşan Faust en sonunda sevgiyi de keşfeder ve tatmış olduğu bu duygu kendini tam anlamıyla şeytana teslim etmesine engel olur.

Faust ve Mephistofeles

Tıpkı orjinal eserde olduğu gibi mangada da Faust, sevdiği kadın ve insanlığını kaybetmemek uğruna verdiği mücadele onu, serinin en dikkat çekici karakterlerden biri yapmıştır. Oldukça da başarılı işlenmiş bir karakter olarak gözümüze çarpan bir esinlenmedir.

 

Gandhara

Seride Hao Asakura’yı durdurma eğiliminde olan ve örgütlü bir şekilde turnuvaya katılan tek ekip X-Lawslar’dan oluşmuyordu. Diğer bir denge unsuru olan ve kanımca serinin sonu da dahil bir sır küpü olarak kalan Gandhara Şamanları ise şüphe bırakmayacak şekilde Hint kültüründen uyarlanmıştır. Koruyucu ruhları aynı zamanda Hint mitolojisinden alınmış tanrılardan oluşan Gandhara barış yanlısı ve pasifist bir tutum sergileyen ama kötülüğe de geçit vermeme konusunda oldukça kararlı bir şaman topluluğuydu.

Gandhara Sanatı

Gandhara aynı zamanda gerçek hayatta var olan bir sanat dalının da adıdır ki; bu sanat dalının hikayesi milattan önce 4. yüzyıla kadar dayanır. Büyük İskender’in Hindistan seferiyle başlayan ve ticari bağlarla da Hint kültürüne giren Yunan sanatı, yeni bir sanat ve tanrı tasvir kültürü yaratmıştır. Öyledir ki daha önce sembollerle temsil edilen Hint tanrıları yunan sanatının etkisiyle tıpkı yunan mitolojisinde olduğu gibi resmedilmeye başlanmıştır. Bugün pek çok Hint tanrısının günümüzdeki suretlerinin kökeninin Hint ve Yunan kültürünü başarıyla özümseyen Gandhara sanatından türediğini iddia etmek sanırım yanlış bir kanı olmayacaktır.

 

Boris Tepes

Bahsetmek istediğim bir başka dikkat çekici detay da Boris Tepes karakteriyle ilgili. Yer aldığı bölüm sayısı her ne kadar az da olsa esinlendiği karakterin Vlad Tepes yani diğer adıyla Kazıklı Voyvoda olması kendisini ilginç kılıyor. Atasının kötü ününden dolayı soyunun uzun yıllar boyunca hor görülmesi ve lanetli ilan edilmesi, kendisinde onarılamaz yaralar açmış ve oldukça katı kalpli bir karaktere dönüşmesine neden olmuştur. İnsanlara karşı büyük bir nefret beslerken, insanlardan en az onun kadar nefret eden Hao Asakura ile tanışmış ve ona hizmet etmiştir. Gerçekten kötü müdür yoksa yaşadıklarından dolayı sadece kaçınılmaz bir kurban mıdır bilinmez ama tarihten esinlenmiş olduğu Vlad Tepes karakteri pek de öyle masum sayılabilecek bir karakter değildi.

Vlad Tepes

15. yüzyılda Eflak voyvodası olarak nam salan Vlad Tepes acımasızlığıyla ünlü bir hükümdardı ve saldırdığı bölgelerde yaptığı katliamlarla tanınırdı. Başlarda Osmanlı sarayında rehin olarak gençliğini geçiren ve akranı Fatih Sultan Mehmet ile iyi dost olan Vlad Tepes Osmanlı İmparatorluğu’nun da desteğiyle Eflak voyvodası olmuştur. Lakin beklenen sadakati göstermez ve ödemesi gereken vergileri ödemediği gibi kendisine gelen İmparatorluk elçilerini de öldürmüştür.  Kurbanlarını kazığa oturtmasıyla bilinen Vlad Tepes, düşmanları kadar kendi askerleri tarafından bile sorgulanır hale gelmiştir. Sürgüne gönderilen ve 3. kez tahta çıkmaya çalışırken idam edilen hükümdarı asıl ünü kavuşturan şeyse 19. yüzyılda Bram Stoker adlı bir yazarın kendisinden referans alınan Drakula romanıydı. Romanda kendisinin aslında kanla beslenen ölümsüz bir vampir olduğuna dair tasviri oldukça ilgi çekmiş ve bugün pek çok alanda gördüğümüz Kont Drakula karakterinin de yaratılışına olanak tanımıştır. Durum böyleyken seride kendisine atıf yapılmasına çok da şaşırmamamız mümkün değil.

 

Seride atıfta bulunan mitolojik öğeler tabii kesinlikle bunlarla sınırlı değil ancak hepsini tek bir konuya sığdırmak neredeyse imkansız hale geliyor, mesela Japon kültüründen alıntılanan benzerlikler, Mısır ve İskandinav mitolojilerinden alınma öğeleri şu ana kadar dahil etmedim. İleride üzerinde durmadığım diğer detayları da paylaşmaya özen göstereceğim ama şimdilik en çok dikkatimi çekenleri sizlerle paylaşmaya çalıştım, umarım beğenmişsinizdir.

Sabırla okuyan tüm okucuyuculara teşekkürler, bir sonraki içerikte görüşmek dileğiyle 🙂

Related Posts

  Çoğumuzun çocukluğunun popüler çizgi filmlerinden olan Tom ve Jerry, daha sevimli çizimleriyle bu kez de Japonya’da hayat buluyor. Cartoon Network Japonya tarafından hazırlanmış olan yeni versiyon, 11 Kasım “Peynir…

Bad Thinking Diary (Manhwa) Türü: Josei – Romantik – Okul Hayatı – Smut – Yuri Yazar: Hodan (li) Çizer: Langlali Konusu: Minji ve Yuna her zaman birlikte vakit geçirmeyi tercih…

Sweet Things in Secondary School Türü: Komedi – Romantik – Okul Hayatı – Shoujo Yazar & Çizer: Sang An Konusu: Bahar, her zaman aşkın tomurcuklanmasının sembolü olmuştur. Peki ya, hoşlandığı…

Yorum

Raindrop Fansub